26 Ocak 2012 Perşembe

Kendi Boyanı Kendin Yap

Disney Junior'da yayınlanan "Art Attack" programını beğeniyle izliyoruz. Geçenlerde bir programda büyük pet şişelerden atık kağıt kutusu gibi bir şey yaptılar. Biz de deneyelim dedik. Sıra pet şişeyi boyamaya geldi. Programda kullanılan boyalar o kadar güzel görünüyor ki parıl parıl parlıyorlar :) Belli ki fiyatları biraz tuzlu. Bizim evde o boyalardan yok, o an için çıkmaya da imkan yok. Bu durumda hemen evde boya nasıl yapılır diye google'a sordum. Nişastayı biraz şeker ve suyla pişiriyorsunuz. Soğuyunca içine bulaşık deterjanı ve gıda boyası ekliyorsunuz. Boyalarınız hazır. Bizimkilerin görüntüsü şöyle oldu:


Bu renklerin karışımıyla istediğiniz renkleri elde etmeniz mümkün. Ben biraz koyu kıvamda yaptım, parmak boya gibi.


Önce pet şişeyi kesiyorsunuz. Kağıt peçeteyi tutkal + su karışımıyla pet şişenin etrafına yapıştırıyorsunuz. İyice kuruyunca istediğiniz şekilde boyuyorsunuz.


İşte bu canavarı yukarıdaki boyalarla boyadık. Pek çıkmamış ama dişleri de var :) İçini de siyaha boyamak gerekiyordu ama biz boyamadık.

Bu boyalarla güzel vakit geçirdi bizimkiler. Şu sitedeki banyoda resim yaptık biz de :)

... ve önceden atmayıp sakladığım bir yüzü kullanılmış bir yüzü kullanılmamış kağıtlar üzerinde bolca resim denemeleri, renk karışımlarıyla keşifleri vs vs...


Mutluluk; ucuz bir şey aslında...

19 Ocak 2012 Perşembe

Arapça'yı Seviyoruz!


Arapça'yı seviyoruz, çünkü Kur'anımızın dili. Okul öncesi dönemdeki çocuklar için Arapça öğretiminde bir yardımcımız var artık. Nuhibbü'l-Arabiyye (Arapça'yı Seviyoruz) dergisi. Dergide basit konu anlatımları, etkinlikler mevcut. Bir de dergideki metinlerin Arapça okunuşlarının yer aldığı CD geliyor dergiyle birlikte. Anadili Arapça olan çocuklar seslendirmişler. İkinci sayısı da çıktı, kesinlikle tavsiye ederim. Bu dergi Arapça için güzel bir başlangıç olacak. Ayrıntılı bilgi burada. Bu dergiyi alınca Arapça çizgi filmlere bir göz attım youtube'da. O kadar komik geldi ki. Sid ile Bilim'in Arapça seslendirilmiş halini buldum, şarkısı çok güzeldi. Sid'i Zeyd yapmışlar :)


Üçüzler çizgi filminden bir bölüm..Uhibb elka'k bişşukulatâ :)




Aynı bölümünTürkçesi de burda;



Bu çizgi filmlerin de Arapça öğrenimine çok faydası olur mutlaka. Bir denemek lazım...

Düzenleme: Biraz uğraştıktan sonra Arapça altyazılı halini de ekleyelim :)

17 Ocak 2012 Salı

Okul Öncesi İçin Sure, Dua Ezberleme

Bu konu çok merak edildiği için ayrı bir yazı yazmak gerekti artık :) Çocuklar öğrenirken özellikle de okul öncesi dönemde görsel materyale ihtiyaç duyuyorlar. Bu döneme hitap eden kitaplar rengârenktir malum. Bu kural dua ve sure ezberlerken de geçerli elbette. Oğlumun öğretmeninin yöntemini sizlerle paylaşayım.
Ezber yaptırırken yine resim kullanıyoruz, ancak bu defa resmi bedenimizle çiziyoruz. Örneğin; Fil Suresi'ni ezberlettiğimizi düşünelim.
"Elem tera" (görmedin mi?) derken; ellerinizle gözlerinizi kapatıp tekrar açabilirsiniz.

"keyfe" (nasıl) derken; ellerinizi yanlara doğru açıp şu malum soru sorma hareketini yapabilirsiniz.

"feale" (yaptı) derken; alkış yapar gibi ellerinizi birleştirebilirsiniz.

"Rabbuke" (Rabbin) derken; elinizi kalbinize koyabilirsiniz.

"bi eshâbi'l-fîl" (fil sahiplerine) derken; iki ellerinizi yumruk yapıp üst üste koyarak burnunuza yaklaştırıp kendinize bir fil hortumu oluşturabilirsiniz. (Oğlum bu hortum olayını çok sevmişti :)

Bu şekilde hareketler uydurarak ezber yaptırmak daha kolay oluyor. Eğer okuduklarınızın anlamını biliyorsanız daha güzel hareketler uydurabilirsiniz ya da kelimenin Türkçe'deki anlamına göre hareketler uydurabilirsiniz. (Meselâ Kevser Suresi'ni ezberletirken "ebter" kelimesinde alnındaki teri siliyormuş gibi yapıyorlardı. eb-ter :) şeklinde) Çocuk bu yöntemi kullanırken bir hareketi yaptığında, o hareketi yaparken söylediği kelime otomatik olarak ağzından dökülüveriyor. Yani kelimeyi o hareketle bağdaştırıyor. Bir kelime için farklı dua ve surelerde hep aynı hareketleri yaparsanız daha kalıcı olabilir. Örneğin "keyfe" (nasıl) kelimesi için sabit bir hareket oluşturabilir ve her "keyfe" geçtiğinde aynı hareketi yapabilirsiniz. 
Bu yöntemi sure veya dua öğretiminin ilk aşamalarında kullanıp sonradan yavaş yavaş bırakmak daha doğru olabilir. Böylece çocuğun hareketleri yapmadan da dua veya sureyi okumasını sağlamış olursunuz.
Öğretenin okuyuşunun düzgün olması çok önemli elbette. Çocuk ilk nasıl öğrenirse o şekilde kalır ve sonradan düzeltmesi çok zor olur malum.
Başka yöntemler bilenler de paylaşırsa sevinirim...

13 Ocak 2012 Cuma

Böyle Masal Mı Olur???

Geçen gün oğluma evdeki kitaplarından farklı bir şey okumak istedim. Aklıma daha önce internetten indirdiğim "Okusun Da Büyüsün" adındaki kitap geldi. Hangi masalı okumak istediğini sordum. Parmak Kız'ı seçti. Masalın adı çok şirin geldi ve "tamam" dedim ben de ve başladık okumaya. Masalı okurken kan ter içinde kaldım nerdeyse. İçinde o kadar saçma, sapıkça ifadeler vardı ki bir taraftan masalı okurken bir taraftan da "şimdi bir şey sorarsa bunu nasıl izah edeceğim?" diye düşünüyordum. Hızlıca ve bazı ifadeleri değiştirerek masalı sona erdirdim. Masalı buraya aktarmak isterdim ama biraz uzun. Özetle şöyle diyor:


PARMAK KIZ

Uzun süre çocukları olmayan bir çift ne pahasına olursa olsun çocuk sahibi olmaya karar verirler. Bir büyücüye giderler. Büyücü onlara sihirli bir tohum verir ve saksıya ekmelerini söyler. Tohum büyüyüp tomurcuk olunca içinden küçük bir kız çıkar ve ona Parmak Kız adını verirler.
Parmak Kız bir gece yatağında uyurken onu bir kurbağa görür ve:
- Şu yatan küçük kıza da bak hele, tam da oğluma eş olacak bir kız. Onu buradan kaçırayım da oğlumla evlendireyim,  der.
Parma Kız uyanınca ağlamaya başlar, başında kendisini kaçıran kurbağanın oğlu beklemektedir ve ona şöyle der:
- Artık benim elimdesin, seninle evleneceğim. Sakın benden kaçabileceğini düşünme, seni hiçbir yere bırakmayacağım.
Parmak Kız’ın bu haline üzülen Kırmızı Balık ve mayıs böceğinin yardımıyla ormana gider. Ormanda günler geçirdikten sonra hava soğur, Parmak Kız bir fareyle karşılaşır. Başından geçenleri fareye anlatır.  Fare, Parmak Kız’ın anlattıklarına çok üzülür, isterse kendi evinde kalabileceğini söyler. Bir gün farenin evine bir köstebek misafir olur. Köstebek, Parmak Kız’a:
- Benimle gelip yuvamı görmek ister misin, der. Parmak Kız da merak ettiği için köstebeğin evine gider. Bay köstebeğin asıl niyeti Parmak Kız’la evlenmektir. Parmak Kız bir fırsatını bulup köstebeğin evinden kaçar. Yolda baygın bir kuş görür. Kuşu besler, kuş iyileşir. Sonra da kuş Parmak Kız’a yardım eder, onu yemyeşil, çiçekli bir yere bırakır. Orda Parmak Kız, kendi boyunda bir prensle karşılaşır, evlenirler. Parmak Kız ailesini özler, birlikte Parmak Kız’ın ailesinin yanına giderler. Ailesi kızlarından ayrıldığı için çok üzgündür. Kızlarını görünce ve mutlu bir evlilik yaptığını öğrenince çok mutlu olurlar. 

Maalesef ben genelde riayet ettiğim bir kuralı gözardı ettim o gün: Bir anne, baba, öğretmen vs. her kimse çocuğa okuyacağı kitabı veya seyrettireceği filmi vs. kesinlikle önceden okumalı/seyretmeli. Onların o masum dünyalarının daha bu yaşta bulanmasına müsade etmemeli.
Yeri gelmişken Can Dündar'ın konuyla ilgili bir yazısını paylaşmak istiyorum.

Ben Babamın Beşiğini Sallarken...



Bu hafta Babalar Günü vesilesiyle sizlere ebeveynlere özgü bir sorundan sözetmek istiyorum. Ben de çocuk sahibi olduğumdan beridir farkettim ki, ortada çok ciddi bir "Masal sorunu" var.
Size şaka gibi gelebilir; ama değil.
Malumunuz, çocukların çoğu, dünyayla iletişimini masallar aracılığıyla kuruyor. Masal kişileriyle özdeşleşip, maceralar yaşıyor ve o arada da sorun çözmeyi, ilişki kurmayı, iyiyi kötüden ayırmayı öğreniyor; insanları ve kendini tanıyor.
Üstelik masalların zaman ve mekan sınırı yok. Kuşaklar ve sınırlar ötesi bir çocuk imparatorluğu adeta... Uluslararası bir iletişim aracı... Dilden dile, devirden devire sıçrayan bir enternasyonal hayal alemi...
Ben, masalların gerçeküstülüğüne her zaman hayranlık duymuşumdur. "Develerin tellal, pirelerin berber olduğu" ve babamın beşiğini sallayabildiğim bir "zamanda yolculuk"a daima şapka çıkarmışımdır.
"Öyleyse sorun ne" diyeceksiniz...
İşin "sorun" olan yanı şu ki; konu bu kadar önemli olmasına rağmen, bir yandan da "güvenilir" masal bulmak son derece zor.
Geçenlerde Deniz Gökçe Yeni Yüzyıl'da, o güzelim Alis Harikalar Diyarında masalının gerçek hikayesini yazdı. Meğer kitabın yazarı aslında 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz matematikçisiymiş. Küçük kızlara ilgi duyan bir sapıkmış. Çalıştığı üniversitenin dekanının küçük kızına tutulmuş ve onu üniversitenin gölünde sandal gezilerine çıkararak hikayeler anlatmaya başlamış. İşte Alis'in Harikalar Diyarındaki masalları bu hikayelerden çıkmış.
İşin sonu daha da korkunç: Alis, yaşı ilerleyip genç kız olunca, bizim profesörün sapıklığının farkına varmış ve intihar etmiş.
Şimdi çocuklarımıza ballandırarak anlattığımız masal, işte böyle bir tarihçeye dayanıyormuş.

* * *
Gelin de endişelenmeyin...
Biraz daha araştırınca anladım ki, sadece Alis değil, bizim Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel, Külkedisi, Çizmeli Kedi, yani tanıdığımız masal kahramanlarının çoğu 17. yüzyılda Fransa'da halk arasında anlatılan yarı-pornografik öykülerden çıkıp gelmişler. Zamanla sansürlenerek, günün koşullarına uydurulmuşlar. Örneğin, orijinal masalda Uyuyan Prenses'i yüzyıllık uykusundan yakışıklı bir prens değil, evli bir adam, üstelik de tecavüz ederek uyandırıyormuş. Prenses de bu ilişkiden hamile kalıyormuş.
Bunu duyunca, aklıma, yıllar önce okuduğum bir "Kırmızı Şapkalı Kız" yorumu geldi.
"O da mı" diyeceksiniz... Ne sandınız?.. Kırmızı'nın insanın içindeki cinsel eğilim ve dürtüleri simgelediğini artık çocuklar bile biliyor.
Masalın ruhbilimsel çözümüne girişirseniz, anlıyorsunuz ki, aslında kırmızı şapkalı kızımız henüz ergenlik çağı sorunlarıyla boğuşan bir "yeni-yetme"dir. Annesi (yani kızın süper-ego'su) Kırmızı Şapkalı Kız'ın içgüdülerini bastırmak için, onu yola çıkmadan sıkı sıkı tembihler. "Sağa sola bakıp, oyalanmamasını" söyler. Ama, "orman", (yani bilinç altının gizemli derinlikleri) birbirinden çekici günahlarla doludur. Meraklı küçük kızımız neşe içinde ormana dalınca, kurt (yani bilinçaltı) devreye girer: "Acelen ne küçük kız? Bak orman ne kadar güzel. Biraz dolaşmak istemez misin?" der. (Bütün erkekler lafa böyle girmezler mi?)...
İşte Freud'un ünlü "haz ilkesi" orada devreye girer. Ergenlik dürtülerinin etkisi altındaki kızımız, kendini kurda kaptırır.
Sonrası malum... Kurt anneannenin adresini alır. Onu yutar ve yaşlı kadının giysilerine bürünerek bizim kırmızı şapkalıyı "yatağına alır". Neyse ki son anda avcı (işte baba yetişti) çıkagelir. Kızını kurtarır. (Bilinçaltının vahşi güdüleri yenik düşer). Kurt'un karnını yarar (eski zaman sezeryanı), anneanneyi çıkarır, sonra da kurdun karnına taşlar doldurarak onu (yani kızın bilinçaltını) sonsuza kadar prangaya vurur. Böylece Kırmızı Şapkalı Kız'ımız da yoldan çıkmanın bedellerini, kurtların nasıl kılık değiştirmiş canavarlar olduklarını öğrenmiş olur. Bir daha da asla ormandan (içinden) gelen sese kulak vermez...

* * *
Bilmem bana hak vermeye başladınız mı? Bitmedi: Bir de şu "alternatif final"i dinleyin: "Avcı eve girip, kurtla kızı yatakta bulunca baltasına davranır. Ancak kızla kurt avcıya dönüp azarlarlar: "Seni seksist manyak... Sen ne hakla kadınlarla kurtların kendi aralarındaki bir sorunu baltayla çözmeye kalkıyorsun. Bizim bu sorunu bir erkek olmadan çözemeyeceğimizi mi sanıyorsun"?

Bu konuşmadan sonra anneanne, kurdun karnından dışarı fırlar, baltayı kaptığı gibi avcının kellesini uçurur. Sonra da kurt, anneanne ve Kırmızı Başlıklı Kız, kafa kafaya verip, ormanda karşılıklı saygıya dayalı yeni bir yaşam kurarlar.
Tahmin ettiğiniz gibi, bu da masalın feminist yorumu ve geçenlerde yayınlanan "Siz Hala Ananızın Masallarını mı Okuyorsunuz" başlıklı kitapta yer alıyor.
Masallarda süregiden bu "cinsel savaş"ı gördükten sonra şimdi oğluma masal anlatmaya korkar oldum.
Babalar Günü aşkına söyleyin, bildiğiniz "sağlıklı bir masal" var mı? 


9 Ocak 2012 Pazartesi

İsrâ ve Mi'rac (Ders işleniş örneği)

a.     Önceki dersin özeti
b.    Dikkat çekme:  Hediye kutuları öğrencilere dağıtılır (Üzerini fiyonkla süslediğiniz herhangi bir kutu olabilir. kutu yoksa renkli zarflar da olur) ve ilerleyen dakikalarda kutuların içine bakabilecekleri Öğrencilere onlar için yıl içindeki özel günlerin neler olduğu sorulur. Daha sonra hicri takvim konusunu işlerken öğrendiğimiz özel gecelerin neler olduğunu söylemeleri istenir. Aşağıdaki tablo tahtaya çizilir.

Mevlid Kandili  Þ Rebiulevvel
Mirac Kandili    Þ Recep
Regaib Kandili  Þ Recep
Berat Kandili    Þ Şaban
Kadir Gecesi    Þ Ramazan

c.     Motivasyon/Güdüleme: Bugünkü dersimizi dikkatle dinlerseniz, bu beş özel geceden biri olan Mirac kandili hakkında bilgi sahibi olacaksınız ve bu gecenin neden önemli olduğunu, bu geceyi neden kutladığımızı öğreneceksiniz.

2.     Derse Geçiş-İçerik
a.     Konuya geçiş: 
İsra ve Mi’rac Hadisesi
Peygamberimiz (as) Taif’ten Mekke’ye üzgün döndü. (Daha önce işlenilen Taif konusu hakkında kısa hatırlatmalar yapılır.) Beklediğini elde edememişti. Kendini çok yalnız hissediyordu. Yorgunluktan Mescid-i Haram’da uyuyakaldı. O gece Allah’ın ona bir armağanı vardı. Cebrâil gelerek bu müjdeyi Peygamberimize (as) verdi. İsra adı verilen gece yolculuğu böylece başlamış oldu. Cebrâil onu uzun bir yolculuğa çıkararak çok kısa bir zamanda Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürdü. Oradan da birtakım yüce makamlara çıkarıldı (mirac).

(İsra kelimesinin gece yolculuğu, gece yürüyüşü, mirac kelimesinin yükseğe çıkmak ve yükselme aleti anlamlarına geldiği tahtaya yazılır.)

Bu olay Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi’nin birinci ayetinde şöyle anlatılır:
“Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.”

Müşriklerin ve Hz. Ebu Bekir’in Tavrı
Peygamberimiz (as) bu önemli yolculuk için Allah’a şükretti. Müşrikler ise bu yolculuğu işittiklerinde onunla alay ettiler. Çünkü Mekke’den kervanlarla ancak bir ayda ulaşılan Kudüs’e onun bir gecede gidip dönemeyeceğini düşünüyorlardı. Ona Kudüs’le ilgili sorular sordular. (Mescid-i Aksânın kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne var? diye Rasûlullah (s.a.s.)'i soru yağmuruna tuttular.)
Aldıkları cevaplar doğruydu, ama yine de inanmıyorlardı. Hz. Ebu Bekir’e giderek Kudüs’e ne kadar zamanda gidilebileceğini sordular. Hz. Ebu Bekir bir ayda gidilebileceğini söyledi. Aldıkları cevap Mekkelileri sevindirmişti. Bunun üzerine Mekkeliler “Arkadaşın Muhammed oraya bir gecede gidip geldiğini iddia ediyor.” dediler. Hz. Ebu Bekir “O söylemişse doğrudur.” diyerek Hz. Peygamber’i (as) onayladı. Bu olaydan sonra Hz. Ebu Bekir’e doğrulayan, tasdik eden anlamına gelen Sıddîk denildi.

Hz. Ebu Bekir’in bu tavrı Mekkelileri iyiden iyiye çileden çıkardı. Bu olay Peygamberimize (as) yeni bir azim ve güç verdi, inananların da imanlarını güçlendirdi.




(Kudüs-Mekke arasının 1235 km olduğu, daha iyi anlayabilmeleri için yakından uzağa ilkesi ışığında bunun örneğin İstanbul’dan Gaziantep’e gitmek anlamına geldiği söylenir. Bugünün teknolojik şartları açısından bugün buna inanmanın daha kolay olduğu, internet aracılığıyla çok uzaktaki bir ülkede yaşayan bir akrabamızla rahatlıkla konuşabilmemize ve uzaya araştırma amacıyla yollanan roketlere vurgu yapılarak bunların o zamanki insanlar için mucize olarak nitelendirilebileceği ama bugünün şartlarında sıradan olaylar olduğu dolayısıyla İsra ve Mirac hadisesinin gerçekleşmesi mümkün olan olaylar olduğu, ama bütün bunlarla beraber bir şeyin gerçekleşmesi için Rabbimizin onun olmasını istemesinin yeterli olduğu, O’nun kudretinin sonsuzluğu ve bize bildirdiği şeylerin doğruluğuna eksiksiz olarak iman etmemiz gerektiği anlatılır.)

Hediyeler
Hediye kutularını açmaları söylenir. (Kutuların içlerinden Mi'rac hediyeleri çıkar.)
Bu yolculukta Resûlullah’a (as), bütün ümmetinin cennete kabul edileceği müjdelendi. İçlerinden günahkâr olanların da -eğer affedilmezlerse- bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra cennete alınacağı bildirildi. Ayrıca Bakara Suresinin Âmene’rresûlü...” diye başlayan son iki âyeti ile beş vakit namaz armağan edildi.

Namaz Nasıl Bir Hediyedir?
(Kısaca namazın öneminden bahsedilir.)
İşlerimizi namaz vakitlerine göre ayarlarız. Böylece namaz hayatımızı düzene sokar. Günde beş kez Rabbimizin bizi huzuruna çağırması bizi ne kadar sevdiğini ve önemsediğini gösterir. Namaz kılmamız için gerekli olan abdest ve namaz sağlığımıza da çok faydaları vardır. (Gerekirse ayrıntılı birkaç örnek verilebilir.)
Peygamber Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem-namazın günahlardan alıkoymasını bir hadis-i şeriflerinde şöyle dile getirmişlerdir:
      -    Herhangi birinizin kapısı önünde bir nehir bulunsa ve o nehirde günde beş kere yıkansa, kendisinde kirden bir eser kalır mı, diye sorunca, dinleyenler:
-       Hayır, hiçbir şekilde kir kalmaz ya Rasulallah, dediler. Bu cevap üzerine Peygamber Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- :
-       İşte, beş vakit namaz da böyledir. Allah, namaz ile günahları siler.(Mümin, daima tertemiz olur.) buyurdu. (Buhari)

İşte namaz böylesine önemli bir ibadettir, Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi “Dinin direğidir” ve bizim hem ruhumuza hem de bedenimize sayamayacağımız kadar faydaları vardır. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Namaz mü’minin miracıdır.” Yani bir Müslüman namaz kıldığı vakit Rabbinin huzuruna çıkar ve Peygamber Efendimizin miracda yaşadığı güzellikler gibi güzel duygular, güzel anlar yaşar, içi huzurla dolar. Mirac’ın Peygamber Efendimiz’e Taif seferinden duyduğu üzüntüyü unutturması gibi, namaz da günlük hayatın stresinden, problemlerinden bir süre de olsa uzaklaşmamıza, dua edip, halimizi, sıkıntımızı Rabbimize anlatmamızı, O’na yakınlaşmamızı sağlar. Uçakta yolculuk eden bir insan için yeryüzündeki nesneler nasıl karınca misali küçük görünürse Peygamberimiz de Mirac’a çıktığında sıkıntıları kendisine küçücük görünmüş ve sıkıntılardan uzaklaşmıştır. Bizler de namaz ile günlük hayatın sıkıntılarından uzaklaşırız.

Eğitici Oyun:
İsra ve Mirac hadisesinde geçen kelimeler (İsra, Mirac, Sıddîk, Recep, Mescid-i Aksa, Kâbe, Mekke, Kudüs, Amenerrasulu, Beş vakit namaz vs.) küçük kâğıtlara yazılır. Öğrenciler iki gruba ayrılır. Her gruptan bir öğrenci sırayla kalkar ve bir kelime çeker. Seçtiği kelimeyi telaffuz etmeden arkadaşlarına anlatmaya çalışır.

3.     Dersi Bitiriş:
a.     Özet ve kapanış:
b.    Değerlendirme soruları
-    İsra ne demektir?
-    Mirac ne demektir?
-    İsra ve Mirac hadisesi hangi üzücü olaydan sonra ve hangi hicri ayda gerçekleşmiştir?
-    Bu olayda Peygamberimiz nereden nereye yolculuk yapmıştır?
-    Olayı anlattığında Mekkeli müşriklerin tavrı ne olmuştur?
-    Hz. Ebu Bekir’e Peygamberimizi tasdik ettiği için verilen lakap nedir?
-    Peygamberimize Mirac gecesi verilen hediyeler nelerdir?
-    Bu olay Peygamberimize ve diğer Müslümanlara nasıl bir etki yapmıştır?
-    Namaz bizim için neden önemlidir?
-    Namaz ve Mirac arasında nasıl bir ilişki vardır?
-    Namaz ile ilgili bir hadis söyleyin.


4. El işi etkinliği:

Yapılışı: Fon kartonu kapaklı kart şeklinde kesilir. Kapağa hediye kutuları resmi çizilir ve kenarlardan maket bıçağıyla kesilir. Kesilen parçalar yukarı kaldırılarak her hediye kutusunun altına Mirac’da Peygamber Efendimize verilen hediyelerden birinin adı yazılır. Kart, istenilen renklere boyanır, pullarla süslenir. 

1 Ocak 2012 Pazar